İran, geçtiğimiz aylarda yeniden alevlenen protestolarla dünya gündeminin merkezine oturdu. Ülkede, 2022 yılının Eylül ayında Mahsa Amini'nin ölümüyle patlak veren gösteriler, zamanla hükümetin baskıcı tutumuna ve insan hakları ihlallerine karşı geniş bir toplumsal hareket halini aldı. Ancak son günlerde artan çatışmalar ve güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri, can kaybının neredeyse 2000 kişi gibi korkunç bir seviyeye ulaşmasına neden oldu. Bu durum, Iran halkı için yanı sıra uluslararası toplumda da büyük bir endişe kaynağı oldu.
Protestoların patlak verdiği ilk günlerde, gençlerin ve özellikle kadınların öncülüğünde sokaklarda toplanan kalabalıklar, hükümetin uyguladığı cinsiyet eşitsizliği ve temel hakların ihlali gibi konularda güçlü bir ses yükseltmişti. Mahsa Amini’nin ölümü, toplumda bir kıvılcım işlevi gördü ve halk artık sessiz kalmayı reddetti. O zamandan bu yana, protestolar ülke genelinde yayılarak pek çok farklı alanda düzenlenmiş eylemlere dönüştü.
Protestoların başlangıcında, İran hükümetinin beklenmedik bir şekilde gösterilere yanıt verme şekli, durumu daha da ağırlaştırdı. Güvenlik güçlerinin eyleme katılanlara karşı uyguladığı şiddet, insanlara korku saldı fakat aynı zamanda daha da büyük bir direniş ateşini körükledi. Ülkede, her ne kadar rejim baskı ve şiddet uygulasa da, halkın isyan ruhunun sönmeyeceği mesajı net bir şekilde verilmeye devam etti. Son günlerde yapılan resmi açıklamalara göre ise, protestolar sırasında yaşanan çatışmalar sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısının 2000’i geçtiği bildiriliyor.
İran’daki protestolara dair bilgiler, çoğu zaman hükümet tarafından sansürleniyor. Ancak, uluslararası insan hakları örgütleri ve bağımsız medya kuruluşları, bu süreçte meydana gelen insan hakları ihlallerini belgeliyor. UNICEF ve Amnistİ International gibi kuruluşlar, İran hükümetinin protestoculara yönelik uyguladığı şiddeti kınadı ve uluslararası toplumu bu konuda harekete geçmeye çağırdı. Yapılan araştırmalara göre, güvenlik güçlerinin kullandığı orantısız güç, yalnızca bir neslin değil, aynı zamanda geleceğin de karartılmasına neden oluyor.
Birçok ülke, İran hükümetine karşı yaptırımlar getirmeyi önerirken, bazıları ise bu tür eylemleri kınamakla yetindi. Ancak halkın isyanına olan uluslararası destek giderek artarken, İran hükümetinin artan baskılarına karşı bu destek yeterli olmaktan uzak kalıyor. Halkın umutları, sadece kendi içlerinden değil, dış dünyadan da gelen desteklerle yeşermekte. Ancak ortamın gergin olduğu göz önüne alındığında, bu desteklerin gerçek bir değişim yaratıp yaratamayacağı soru işareti taşımaktadır.
Gözler, İran sokaklarındaki bu gelişmelere çevrilmiş durumda. İnsanlar, hakkını aramak için canlarını hiçe sayarken, ülkede yaşanan bu acı tablo, uluslararası kamuoyunu harekete geçme çağrısı yapıyor. Öte yandan, okulların kapalı olduğu, iş yerlerinin mühürlendiği ve her gün yaşanan ölümlerin arttığı bir ortamda, halkın moral ve motivasyonunu koruyabilmesi ise büyük bir cesaret gerektiriyor.
Sonuç olarak, İran’daki protestolar herkes için bir milat niteliği taşıyor. Bu süreç nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, insanlık tarihi, halkların özgürlük mücadelesinin önemini bir kez daha hatırlatmış olacak. Neler olacağı ise ancak zamanla anlaşılacak; ancak İran halkının cesareti ve kararlılığı, elbette dünya üzerindeki pek çok kişi için bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir.